Çöller diyarında pozitivist yaşam tarzı…

Seneler önce yürüyüşe çıkmıştım. Bu yürüyüş hayli zor ve çetin geçmişti benim için. Yürümek fiiliyatı bende düşüncelere yol açar. Hatta bazen düşünmek ve insanlardan kurtulmak için sık sık doğa yürüyüşlerine çıktığım doğrudur. Bu sayede kendimden sıyrılıp başka formlara girerim; hava çok sıcaksa bir kuş olup rüzgarın beni serinletişini hissederim, yağmurluysa balık gibi hızlıca dalarım başka diyarlara veya çok susamış bir memelinin ürkek bir tavırla dere kenarında su içişi gibi korkup pusarım.

Yürüyüşe çıkmadan önce gerekli olan eşyalarımı hazırladım. Su matarası, kalem, yürüyüş defterim, fotoğraf makinem ve çantaya ağırlık verecek olan bir sürü gereksiz ıvır zıvır eşya. Hepsini çantama koyup çıktım dışarı ve belli bir rota izlemeden düştüm yollara. Öncelik hedefim bana şehirin gereksiz düzeni olan asfalt yoldan soyutladım kendimi ve sık kullandığım patika yola saptım. Patika yolda biraz ilerledikten sonra hedefimi ağaçlık denmeyecek kadar ufak boylu minyatür bir ormana yöneldim. Artık özgürdüm. Ne insanların gereksiz kalabalığı, ne bir arabanın kornasının canını yakacak kadar bağırtan sinirli ve anksiyetik insanımsılardan ne de görüntü kirliliği veren ve insan beynini boş boş meşgul etmeye yarayan o reklam tabelaları vardı karşımda. Tamamen doğaya aittim. Ve bu aitlik duygusu o kadar sarıyor ki beni, toprağın bana hoşgeldin deyişini duyuyordum adeta. İnsanların içinden kendimi soyutlamıştım artık ve bu soyutluk durumunun uzun sürmesini istiyordum. Doğa ve insan. Atalarımın bir zamanlar olduğu gibiydim, doğadaki kaosun içinde huzur arıyordum. Evet doğa ve kaos bunlar iç içedir. Herkes doğayı düzenli görür ama doğada aslında bir düzensizlik vardır. Tabii ki sözüm insanların ki gibi değil. Bir sincap hırsızlık yapmaz veya bir kınkanatlı gidipte başkasının arkasından atıp tutmaz yada bir örümcek diğer örümcekleri örgütleyip bir intihar timi oluşturmaz ama, buradaki kaos dengeye çalışma çabasıdır. Ekolojik bir denge. (tabi biri burayı keşfedip tarım ilaçlarını basmazsa şayet). Bu dengeyi yakalamak biz insanlar da dahil olmak üzere imkansıza yakın bir şeydir. Çünkü hayatta denge olsaydı monotonluk başlar ve bugün dünün aynısı olurdu. O zaman da evrimin bir mekanizması eksik kalır ve dünya yerinde sayıklardı. İlk hücrelerden kompleks yapıya gelişimize kadar bu kaosun ürünleriyiz biz.

Neyse yürüyüşümün ilk etabını tamamladım ve düşünme tepesine çıktım. Mataramda yarı ısınmış suyumu içtim. Bir parça ekmek aldım ve ekmeğimin yarısını doğadaki altı bacaklılarla paylaştım. Neticede ben orda yaşamıyordum ve o bölgedeki canlılara kira payı vermek zorundaydım. (kapitalist sistemden hala çıkamadığımın bir göstergesidir bu). Ve düşünmeye başladım, kendimi herşeyden soyutlamaya. Soyutlamam lazımdı çünkü saf bir şekilde düşünceye konsantre olamazsam yazıya dökemeyecektim (doğrusu gecenin kör karanlığına da kalmak istemiyordum). Düşüncelerim beni esir aldı ve bu esirlik durumu yaklaşık olarak 3 saat sürdü. Neticeye vardım ve kalemim akmaya başladı, sayfalar doldu, parmaklarım birbirine yapıştı. Son sözlerimi yazdım geri kalan suyumu içtim ve evin yolunu tuttum… (devamı gelebilecek galiba:))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir