Güncel yaşam üzerine teoremler…

İster Newyork’un ara sokakları, ister avrupanın varoş mahalleleri, yada orta Asya’daki 3. sınıf gelişmekte olan ülkelerde durum aynı, herkes stabil. Yani düşünce üretimi durmuş durumda. Beyin yapısal olarak duvarlarla örülmüş, sadece belirli komutlara cevap veriliyor ve bu komutlar ya hayat mücadelesi ile alakalı yada paranın vermiş olduğu ukalalık neticesinde kendisini mağrur görme durumuyla alakalı. Bu tüketim çılgınlığı insanları, şımarık bir çocuğun eline verilmiş bir oyuncak uzaktan kumandalı arabaya benziyor. Nereye ne zaman gideceğinizin hiç bir ihtimali yok. Eskiden üç tabakalı kozmopolit olan halk şimdi iki tabakalı duruma düşürüldü. Ya varsınız yada yok. Ya rolex saatinize bakarken toplantıyı ertelemek için düşünür ve iPhone’nuzdaki notlara bakarsınız porche anahtarını süzerekten, yada günde 14 15 saat çalışır, akşam eve gelir, bir tas çorba içer ve düşüp yarınki işin üstüne iki kamyon daha mal geleceğini hatırlar öyle uykuya dalarsınız.

Bakın sevdiğim bir kitaptan size bir kesit sunuyorum, yazar aslında durumu gayet iyi açıklamış. “Biri eğilip sesini alçaltarak açıklıyor, deprem heyecanını tekrar yaşamak istiyormuş. Hızla geçen arabadan yükselen müziğin notaları sokağın bir ucundan diğerine atmosferin her yerinde. Havai fişekler patlıyor, martılar çığlık çığlığa çırpınırken. Yüksek volümlü müziğin çalındığı loş mekanda kimse kimseyi duymuyor, herkes kendi kendine gülümsüyor, ama bakışlar boş. Sokakta ellerinde sımsıkı tuttukları teneke kutuları koklayan üstü başı ve yüzü kirli çocuklar da öyle. Rengarenk reklam panolarının pırıltısına bakarken sizin gözleriniz de parlıyor bir süre için, yaldızın ardının boş olduğunu bilseniz de. Sahnedeki şarkıcının sesi dinleyicilerin çığlıklarına karışıyor, gösterinin hangi tarafta olduğu belli değil, aslolan kakafoni. Stadyum da renkli dumanlar, konfetiler, şeritler, bayraklar, şarkılar, sloganlar, küfürler ve bir kaç adet döner bıçağı. Ekrandan gelen imaj bombardımanı bizleri gerçek dünyaya yakınlaştırıyormuş gibi yaparak ondan uzaklaştırıyor. Ekranın gücü ahlaki tepki vermeyi de zorlaştırıyor, yarattığı acımasızlık ve kayıtsızlıkla. Harika bir yer burası, daha önce hiç duyulmamış türde bir olayı bir yenisi izliyor, tekdüzelik sözcüğünü iptal ettirmek istercesine. Uyaran bağımlıları diyarına hoşgeldiniz. Burası bir başka dünya, dünyanın kendisi değil. İnsanlar gülümserce maskelerle dolaşıyor, neden olmasın ki? Depresyonla ya da boşluk ve anlamsızlıkla yüzleşecek fırsat yok, her an bir şeyler olmakta, çoğumuza sadece seyretme payı tanınsa da.”*

Zaman hızla akıp gidiyor elimizin arasından bazen sessiz bir kedi gibi yada parçalarcasına gençliğimizden bir parça yaşam götürerek. Ama her ne olursa olsun düşünerek yaşamalı bu hayatı çünkü düşüncesizce yaşayacak kadar kısa…

*Geçtan E. Hayat Metis yay. sf. 92. 2016.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir