Zamanın fiziksel kaybı yada boşa harcanmış zamanın patolojisi…

Kayıp Zamanı Arayış nelerden oluşur? En azından nelerden oluşmadığını biliyoruz. Bellekten, hatta istemdışı bellekten değil. Arayış’ın önemli noktası madlen ya da kaldınm taşlan değildir. Bir yandan Arayış, yalnızca bir anımsama çabasından, belleğin bir keşfinden ibaret değildir: Arayış, “hakikati arayış” gibi uç bir anlamda anlaşılmalıdır. Öte yandan da kayıp zaman yalnızca geçmiş zaman değildir; “zamanını boşa harcamak” ifadesinde olduğu gibi boşa harcanmış zamandır da. Kuşkusuz bellek, arayışın bir aracı olarak müdahale eder, fakat en derin araç o değildir; geçmiş zaman, zamanın bir yapısı olarak müdahale eder, fakat en derin yapısı o değildir. Proust’ta hiçbir aruya, geçmişten hiçbir dirilişe neden olmayan Martinville’in çan kuleleri ve Vinteuil’ün cümleciği, belleğe bağlı olan ve bu bakıma yine “maddi bir açıklamaya” gönderme yapan ınadlene ve Venedik kaldırım taşlarına baskın,çıkar [Mahpus, s.371).

Burada istemdışı belleğin bir keşfi değil, bir çıraklığın öyküsü söz konusudur. Tam olarak bir edebiyat insanının çıraklığıdır bu [Yakalanan, s.214]. Meseglise tarafı ve Guermantes tarafı, anıların kaynaklarından çok ham maddeler, çıraklık anlarıdır. Bunlar bir “formasyonun” iki tarafıdır. Proust sürekli şunu vurgulamıştır: Kahraman belli bir anda belli bir şeyi bilmiyordu, daha sonra öğrenecekti.
Sonunda kunulmayı başaracağı belli bir yanılsama içindeydi. Bir bütün olarak Arayış’a ritmini veren hayal kınklıklannın ve açınlamalann hareketi buradan kaynaklanır. Proust’un Platonculuğundan söz edilir: Öğrenmek tekrar anımsamaktır. Fakat rolü ne kadar önemli de olsa bellek yalnızca hedefleri ve ilkeleriyle belleği aşan bir çıraklığın aracı olarak müdahale eder. Arayış, geçmişe değil geleceğe yöneliktir. Öğrenmek asıl olarak göstergelerle ilgilidir. Göstergeler soyut bir bilginin değil, zamansal bir çıraklığın konusudur. Öğrenmek bir maddeyi, nesneyi, varlığı her şeyden önce deşifre edilmesi, yorumlanması gereken göstergeler yayıyorlarmış gibi ele almaktır. Bir şeyin “Mısırbilimcisi” olmayan çırak yoktur. Odunun göstergelerine duyarlı olunduğunda marangoz ya da hastalığın göstergelerine duyarlı olunduğunda hekim olunur. Bir işe yatkınlık, göstergeler açısından her zaman yazgıdır. Bize bir şeyler öğreten her şey göstergeler yayar, her öğrenme eylemi göstergelerin ya da hiyerogliflerin bir yorumudur. Proust’un eseri, belleğin sergilenişini değil, göstergelerin çıraklığını temel alır. Bu nedenle de eseri, birliğini ve şaşırtıcı çoğulculuğunu buradan alır. “Gösterge” sözcüğü, Arayış’ı, özellikle de Yakalanan Zaman’ı oluşturan nihai sistemleştirmede, en çok kullanılan sözcüklerden biridir. Arayış, dairesel biçimde düzenlenmiş ve belli noktalarda kesişen farklı gösterge dünyalannın keşfi olarak sunulur. Çünkü göstergeler kendilerine özgüdür ve belli bir dünyanın maddesini oluştururlar. Bunu ikincil karakterlerde de görürüz: Norpois ve diplomatik şifre, Saint-loup ve strateji göstergeleri, Cottard ve tıbbi belirtiler. Bir insan, bir alanın göstergelerini deşifre etmede hünerli olabilir, fakat başka her durumda aptal kalabilir: Örneğin büyük klinik hekim Cottard. Bunun da ötesinde ortak bir alanda dünyalar bölmelere ayrılır: Verdurin’in göstergeleri, Guermanteslerde geçerli değildir, aynı şekilde Swann’ın üslubu veya Charlus’ün hiyeroglifleri de Verdurinlerde geçerli değildir. Bütün dünyalann birliği, kişiler, nesneler, maddeler tarafından yayılan gösterge sistemleri oluşturmalannda yatar; deşifre etme ve yorumlama olmadan hiçbir hakikat keşfedilmez, hiçbir şey öğrenilmez. Fakat dünyalann çokluğu, bu göstergelerin aynı türden olmamalarından, aynı şekilde ortaya çıkmamalarından, aynı şekilde deşifre edilmelerine izin vermemelerinden, anlamlanyla özdeş ilişkileri olmamalarından kaynaklanır. Göstergelerin, Arayış’ın birliğini ve çokluğunu oluşturması, işte bu varsayımı kahramanın doğrudan katıldığı dünyalan göz önünde bulundurarak doğrulamalıyız.
Arayış’ın ilk dünyası sosyete dünyasıdır. Bu denli dar mekanlarda,
bu kadar büyük bir hızla, bu kadar göstergeyi yayan ve yoğunlaştıran başka ortam yoktur. Bu göstergelerin kendilerinin homojen olmadıklan doğrudur. Hem sınıflara göre hem de daha derin olan “zihniyet ailelerine” göre aynı anda farklılaşırlar. Bir andan bir sonraki ana kadar gelişirler, sabitleşirler ya da yerlerini başka bir göstergeye bırakırlar. Öyle ki çırağın görevi, neden birisi belirli bir dünyaya “kabul edilirken,” başka· birisinin orada varolmayı bıraktığını; dünyalarının hangi göstergelere boyun eğdiklerini, o dünyaların yasa koyucularının ve büyük rahiplerinin kimler olduğunu anlamaktır. Proust’un eserinde Charlus, sosyete gücü, kibiri, tiyatro duygusu, yüzü ve sesiyle en muazzam gösterge yayıcısıdır. Fakat aşkın etkisi altındaki Charlus, Verdurinlerde hiçtir; hatta gizli yasalan değiştiğinde kendi dünyasında bile bir hiç olacaktır. O halde sosyete göstergelerinin birliği ne demektir? Guermantes Dükünün bir selamı yorumlanmalıdır, böyle bir yorumda hata yapma riski, teşhiste bulunurken söz konusu olan risk kadar yüksektir. Aynı şey Madam Verdurin’in bir mimiği için de geçerlidir. Sosyete göstergesi, bir eylemin ya da bir düşüncenin yerini almış
gibi görünmektedir. Eylemin ve düşüncenin yerine geçer. Demek ki bu, başka bir şeye, aşkın olan bir anlamlamaya ya da ideal bir içeriğe gönderme yapmayan, tam tersine anlamının varsayılan değerini gasp eden bir göstergedir. Bu nedenle eylemler açısından değerlendirilen sosyete, hayal kıncı ve zalim olarak görünür; düşünce açısındansa aptal. Düşünmüyoruz ve davranmıyoruz, bunun yerine işaret ediyoruz. Madam Verdurin’de komik hiçbir şey söylenmez ve Madam Verdurin gülmez; fakat Cottard komik bir şey söylediğine işaret eder, Madam Verdurin de güldüğüne işaret eder, göstergesi öylesine mükemmel yayılmıştır ki, Mösyö Verdurin altta kalmamak için duruma uygun bir mimik arar. Madam de Guermantes çoğu zaman katı kalplidir, düşüncesi çoğu zaman zayıftır, ama her zaman hoş göstergeleri vardır. Dostları için hareket etmez, onlarla birlikte düşünmez, onlara göstergeler üretir. Sosyete göstergesi bir şeye gönderme yapmaz, o şeyin “yerini tutar,” o şeyin anlamının eşdeğerinde olduğunu iddia eder. Düşüncede olduğu gibi eylemde de önce davranır, eylem gibi düşünceyi de geçersiz kılar, kendini yeterli ilan eder. Abartılı genelleştirilmiş görünüşü ve bönlüğü bundan kaynaklanır. Yine de bu göstergelerin yok sayılabileceği sonucuna varmamalıyız. Göstergelerden geçmeseydi çıraklık eksik, hatta imkansız olurdu. Bu göstergeler boştur, ama bu bönlükleri onlara, başka yerde bulamayacagımız bir biçimcilik tarzında ritüel bir mükemmellik kazandırır. Sosyete göstergeleri, onları meydana getirebilenlerin bizim üzerimizdeki etkisini ifade ederek bir tür sihirli coşkuya yol açabilecek yegane göstergelerdir [ Guennantes, s. 489-493)].*

*Deleuze G. Proust ve göstergeler sf:11-15 Kabalcı yay. 2004.

#zaman #felsefe #proust #deleuze #kitap #zamankaybı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir