Hayatın temel anlamı ardında kalan bir yaşam süreci…

Hayatın anlamı yada anlamların hayatı. Yani mevcut çevremizdeki bulunan nesnelerin bizim üzerimizdeki etkisidir ve aynı zamanda bu nesnelere biçtiğimiz değerdir. Doğumdan ölüme kadar, varlıktan yokluğa yada tam tersi yokluktan varlığa bu hiç değişmez, bizim gördüğümüz dünyayı biz yaşıyoruz ve geçmişte yaptıklarımız olayların şimdiki ve gelecek zamanda meyvesini alacağız.

İnsanlığın bu dünyaya elbette bir geliş amacı vardır. Bu amaç ister para için, ister zevklerimiz uğruna yada nefret ettiğimiz bataklık çukurunda oyalanmak değil. Biz sadece bu dünyaya yemek, içmek, uyumak, çocuk yapmak, sarhoş olmak, cafede ki bir garsonu azarlamak, akşam eve gelen eşinize enfes bir sofra hazırlamak, sahil kenarında kafa çekmek, birinin camını kırmak, hırsızlık yapmak, yada masum bir başka canlının canına kıymak için gelmedik bu dünyaya. Biz insanlar güneşi batarken seyretmek için var olmadık. Yada sahra çölünde günlerce deve üstünde sırf zevkimiz için devenin o sıcak altında pişmesine göz yummak için gelmedik. Daha da utanılası bir gece için yeni doğum yapmış olan bir tilkinin canını alıp, üstünden elbisesini soyup kendi üstümüzde sırf gösteriş olsun diye onu yavrularından alıkoyduk. Ama hayatın anlamı bu değil ki o gece biter, bir başka gece gelir çatar ve ender bulunan dağ tavşanını üstümüze geçiririz. Yada yemek yemek için lüks bir restorana gider, yığınla karnımızı doyurur bir aylık maaşı oraya gömer geri kalan 29 gün aç yatarız. Bu mu var eder bizi peki ? Yoksa bizi var eden yağmurdan sonra çıkan o toprak kokusu mu ? Yada sevdiğimiz kişinin bize evlenme teklifi mi etmesi ? Okulda ki basketbol takımı seçmelerine girmek mi ? İlk aldığımız araba mı yada o arabanın kaza yapıp çocuğumuzun ölmesi mi ?

Bizi biz yapan nedir mantığımız mı yoksa bir deli hastanesinde çimleri çivi zannedip üzerine basamama korkumuz mu ? Biz insanlar aslında şu an kendi hissettiğimiz gibi yaşayamıyoruz ki. Yok komşum ne der. Vay efendim gece 12 de sokakta ne işin var. Ben motosiklet istiyorum ama babam araba almamda ısrarcı yoksa beni evlatlıktan reddeder. Korkularımız yüzünden hayatımız her an çıkılmaz bir halde. Aynı şekilde doğaya ve başka insanlara olan bencilliğimiz yüzünden de sözkonusu. Her saniye geçtikçe insan daha da bireyselleşiyor ve kendi içine kapanıp kapılarını kilitliyor yada o kilidi başkasına verip kendisi kukla oluyor.

Biz ki çok seneler önce varlığımızı alıp bir kenara koyduk. Varlığımız bizi biz yapan nedenlere ait değil artık. İnsan olmanın önemini ve insanlığın temel amacını yüzyıllar içinde kendi içimizde eriyip bitirdik. Doğayı bir dost bilmekten ziyade ona çıkarcı davranarak kendi kuyumuzu kendimiz kazdık hep. Biz insanlar doğaya ve başka insanlara sevgi beslemeyip saygılı olmadıkça hiç bir zaman mutlu olamayacağız. Ve aynı zamanda para ve menfaatin peşine düşmeyecek, arzuyu arzulamayarak biz kendimiz olabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir