Yazamamak

Evet. Gün geçtikçe yazamıyorum. Kafamı kaldırıp tavanın beyaz boyasında kaybolmak istiyorum ama bu dünyevî zevkler, kaos, insan ilişkileri, zamanın maddi zorluğu buna mani oluyor. Ve gün geçtikçe ruhum dört duvar arasında sıkışıp pressleniyor.

Bu press aslında biraz da benim elimde ama insanoğlu destek almadan ne kadar daha dayanabilir ki. Bu dünyadan uzaklaştıracak amaçlarım bazen yakınlarım tarafından tek tek elimden alınıyor.

Insanların barınabilmek ve günlük ihtiyaçlarını gidermek için çalışmaları ne kadar acı. Zaman karşılığında ruhunuzu ve bedeninizi teslim ediyorsunuz paraya ve bunun sonucunda nefes alabilmek, hatta bir kağıt ve kalem alabilmek için bile bazen o ayı tamamlamak zorundasınız. Nefes alabilmek için paraya ihtiyacınız var, para kazanmak için ise nefes alabilmeye…

Insanlar ise sizi umursamadiklari gibi kendilerini de umursamıyorlar. Bunun sonucunda ise tek kazanan ben merkezli yapılar oluyor, tuhaf… Ama bu tuhaflık size dokunduğu için ise daha tuhaf oluyor çünkü nefes almak ve ruhunuzu gezintiye çıkarmak zorundasınız bu hayatta yaşayabilmek için, düşünmek zorundasınız.

Ruhunuzu ve bedeninizi robotlastırırken iş hayatında bazı kalıcı deformasyonlar oluşturuyor karakterinizde. Oluşan bu deformasyonlar bir pranga misali ruhunuzu paraya bağımlı kılıyor ve bu bağımlılık gün geçtikçe bağımsızlığınızı elinizden alıyor. Ele geçirilen bu ruh bağımsızlaşması için ise ya bir yardıma ihtiyacınız oluyor yada köle olmaya üçüncü bir seçenek ise prangayı görmemeye. Bu seçeneklerin hepsi kendi içinde acizlikle dolu ama en güzeli aslında prangayı görmemek, yada görmezden gelmek, daha da açıkca çözmek için sinsi ve gerçekçi planlar kurmak.

Bu planlar ilerlemesi hayli güç ve zor olacaktır ama kalıcı bir çözüm olarak karşımıza çıkar.

Neyse… ruhum yine takıldı sanırım bir prangaya daha çözmek için gidiyorum ben yakında görüşmek üzere…

One Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir