Bir eklem bacaklının gözünden felsefik yorumlar…

Yuvamın inşaatını tamamladım, sanırım güzel de oldu. Dışarıdan bakıldığında sadece büyük bir delik görünüyor ama aslında bu deliğin bir yere vardığı yok, birkaç adımda kayalarda son buluyor. Bu aldatmacayı bilinçle yaptım diye övünmek istemem, daha önceki pek çok başarısız yapı denemelerimden miras bu, bu deliği kapamadan bırakmak bana çok yararlı gibi geldi. Kimi aldatmacaların yapılırken kapıldıkları aşırı incelik yüzünden kendi başlarına bela açtıkları doğrudur, herkesten çok farkındayım bunun. Diğer yandan, bu delikle buralarda araştırılması gereken bir şeylerin varlığını ilan etmem de fazla cesurca bir davranış.

ben ölmeden önce

Nedir, korkak olduğumu, bu yuvayı korkaklığımdan dolayı inşa ettiğimi sananlar beni hiç tanımamışlar demektir. Bu delikten yaklaşık bin adım ötede, istendiğinde kaldırılabilecek bir yosun parçasıyla örtülü durumda, yuvanın gerçek kapısı var; yerin üstünde bir şey ne kadar güvenli olabilirse o kadar güvenlikte. Birinin yosunlar üzerine basabileceği ya da tökezlenip yosunların içine düşebileceği doğru, ancak bunun için sık rastlanmayan kimi hünerlerin de gerektiği unutulmasın, bu durumda yuvam açığa çıkıp isteyen içeriye girebilir, içeridekileri bir daha kullanılamayacak biçimde parçalayabilir. Bunun farkındayım elbette, yaşamımın en verimli dönemini yaşadığım şu günlerde bir saat bile rahatla tanışamayışım bu yüzden; canım o karanlık yosunların altına gizlenmiş deliğin elinde, düşlerimde sık sık bu deliğe yanaşmış açgözlü bir ağzın çevreyi hiç durmadan kokladığını görüyorum. Bu deliği de gerçekten kapatabileceğimi söyleyebilirsiniz bana, üzerini ince bir toprak tabakasıyla örtebilirim, aşağıları gevşek toprakla tıkayabilirim, beni her seferinde toprakla uğraşarak dışarı çıkmak zorunda bırakmayacak bir düzen kurabilirim. Fakat bunu gerçekleştirmek olanaksız, önlemler almak zorunluluğu benim her istediğim an hemen dışarı çıkabilme olanağını elimde tutmamı gerektiriyor, önlemler almak zorunluluğu denen şey, çoğu zaman yaşamın tehlikeye atılmasını da gerektiriyor. Kılı kırk yaran hesaplamalar ve zekâ dolu bir kafanın kendi kendisiyle övünmesi nedeniyle, tüm bunları bir sonuca ulaştırmak mümkün olmayabiliyor. Hemen dışarı çıkabilme olanağını elimden bırakmamam gerek, çünkü tetikte beklememe karşın hiç beklemediğim bir yandan saldırıya uğrayamaz mıyım? Yuvamın ortasında huzur içinde yaşarken düşmanım bir yerden yavaş ve sessizce toprağı kazarak yaklaşabilir. Onun sezgileri benimkilerden güçlü olmayabilir, ben nasıl ondan habersizsem o da benden habersiz olabilir. Fakat toprağı kör gibi oyarak ilerleyen açgözlü serseriler vardır, yuvamın devasa boyutları içindeki bir dehlizime bir noktada rastlayıverirler. Kendi yuvamda olmak, her yöne ilerleyen yolların hepsini avucumun içi gibi bilmek gibi bir üstünlüğe sahip olduğum doğru, bu serserinin kurbanım olması işten bile değil, üstelik çok tatlı bir kurban! Ama giderek yaşlanmaktayım, benden daha güçlü olanlar çoğaldı, düşmanlarımsa sonsuz, bir bakarsın, birinden kaçayım derken bir başkasının kucağına düşüvermişim. Ah, aklıma neler geliyor! Bir yerlerde çabucak varabileceğim bir çıkış kapısı bulunmasının güvencesiyle yaşamak gerek, dışarı çıkmam gerektiğinde beni hiç zorlamayacak bir kapı, demem o ki, ben yumuşak toprak içinde umutsuzca dışarı çıkacak bir delik açmaya çabalarken, Tanrı korusun, ardımdan sessizce gelen düşmanımın dişlerini gerimde duymayayım. Yetmezmiş gibi, düşmanlarım sadece toprağın üzerinde değil, yerin altında da düşmanlarım var. Onları henüz görebilmiş değilim ama tüm söylenceler onlardan söz ediyor, ben de varlıklarına tüm kalbimle inanıyorum. Toprağın içinde yaşayan yaratıklar, söylenceler bile onların tam bir tarifini vermiyor. Kurbanları bile onları tam olarak görememişlerdir, birden ortaya çıkıverirler, hemen altınızdaki, sizin eviniz olan toprağı pençeleriyle oyduklarını işitirsiniz, o anda yaşamla vedalaşıyorsunuz demektir. “Kendi evimdeyim” iddiası bu nedenle pek doğru değildir, “onların evindeyim” demek daha doğrudur. Şu çıkış deliği bile beni onların elinden kurtaramaz. Belki beni kurtarmak geri dursun, yok olmama neden olacak bir şeydir ama yine de bir umuttur işte, bu umut olmadan da yaşanmaz ki. Bu büyük yol dışında, beni dışarıya bağlayan dar, görece tehlikesiz diğer yollar soluyacağım temiz havayı bana ulaştırıyor. Bunlar orman farelerinin açtığı yollar, inşaat sırasında onları da yuvamın içine almayı başardım. Bu yolların bir yararı daha var, çok uzaklara dek kokuları izlememi sağlıyorlar, bu yolla savunmamı güçlendiriyorlar. Dahası var, binlerce küçük yaratık bu yolları izleyerek bana dek geliyorlar, bunlardan yemek gereksinimimi sağlıyor, yuvamdan hiç çıkmadan yaşamamı sürdürecek kadar avlanabiliyorum, bu da az şey değildir sanırım.

Yuvamın en güzel yanı, sessizliği. Aldatıcı bir sessizlik olduğunu kabul
ediyorum, bu sessizlik birden bozulabilir, her şey sona erer ama o an şimdilik uzakta. Saatler boyunca yuvamın dehlizlerinde sessiz dolaşıyorum, bazen dişlerimin arasında sesine hemen son verdiğim küçük bir hayvanın çıtırtısını ya da bir yerlerde onarım gerektiğini haber veren toprağın patırdayarak dökülüşünü işitiyorum, başka ses yok, ortalık hep sessiz. Orman havası dehlizlerden içeri esiyor, hem sıcak hem serin oluyor dehlizler. Kimi zaman sere serpe yere uzanıyor, zevkle yerde yuvarlanıyorum. Kapıya dayanan yaşlılık günlerimde bu yuvada yaşamak, güz geldiğinde başını sokabilecek bir deliğin bulunması ne güzel! Her yüz metrede bir dehlizleri genişletip küçük, daire biçimde alanlar inşa ettim; buralarda rahatça yatabiliyor, kendi sıcaklığımla ısınıp dinlenebiliyorum. Gönül huzuruyla, isteklerim doyurulmuş, içimde yaşattığım amaca kavuşmuş, yani bir yuvaya sahip olmuş durumda, tatlı bir uyku çekiyorum. Belki eski günlerin alışkanlığı, belki bu yuvadaki tehlikelerin de beni uyandırabilecek denli büyük olmasından, düzenli aralıklarla bir korku geliyor içime, sıçrayarak uyanıyorum, çevreme kulak kabartıyorum, gece gündüz yuvamda hüküm süren sessizliğin derinliklerini dinlemeye çalışıyorum. Ancak sonra yatışıp gülümsüyorum, gevşeyerek az öncekinden de derin bir uykuya dalıyorum. Yollarda, ormanlardaki gezgin soydaşlarım, bir yaprak kümesi altına sinmiş, belki bir soydaşlar kümesi halinde toplaşmış, yerin göğün tüm musibetleri çevrelerini kuşatmış! Ama ben,
burada her yandan güvenlik içinde yatıyorum, yuvamdaki elliden çok alandan birini seçip uyuklamalar ve deliksiz uykularla günümü gün ediyorum…*

*Kafka F. Hauyvan Öyküleri. Altıkırkbeş yay. 2012.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir