Eski çağlar, değişmeyen kültürler…

Günümüzün 30.000 yıl öncesinden 12.000 yıl öncesine dek uzanan dönem milyonlarca yıl süren yavaş bir teknolojik evrimin doruğunu belirler. Taş çağı atalarımız bu dönem içinde büyük kara hayvanlarını avlayarak geçimlerini sağlamak üzere alet ve teknikleri adım adım yetkinleştirmişlerdir. Yüzbinlerce yıl önceki Eski Dünya’nın yerleşim alanlarında arkeologlar az sayıda kalın derili (fil benzeri) memeli toynaklıların, zürafaların ve buffaloların kalıntılarını buldular, ama bu hayvanlar olasılıkla doğal ölümlerle yok olmuşlar ya da insan türü dışındaki yırtıcı hayvanlar tarafından pusuya düşürülmüşler ya da yaralanmışlardı. Bu dönem boyunca atalarımız gereksindikleri eti büyük hayvanları avlayarak değil ölmüş hayvanların artıklarından sağlamış olabilirler. Ama 30.000 yıl öncesinde durum değişmiş bulunuyordu ve gerek Eski gerekse Yeni Dünyalardaki avcı-toplayıcı sürüleri artık en büyük hayvanları bile günlük alışılmış işleri yaparcasına öldürmek ve kesip parçalamak için gereken araçlara sahip bulunuyorlardı.

Avrupa ve Asya’da çok geniş ren geyiği, mamut, at, bizon ve yabanıl (vahşi) sığır sürüleri erimiş buzul sularıyla beslenmiş son kerte gür çayırlarda otladılar. Bu yara tıkların kovalanması sonuçta besin aramanın baskın yöntemi oldu. Avcılar ateşler yakarak avlarını bir araya getirip uçurumlara doğru sürdüler ve onları sivri uçlu taş ve kemik mermiler, mızraklar, sivri uçlu küçük oklar, uzun bıçaklar, yaylar ve oklardan oluşan çok sayıdaki silahlarıyla. öldürdüler. Binlerce yıl boyunca saldırgan insanlar ve av hayvanları ekolojik bir denge içinde kaldılar.

Sonra, yaklaşık 13.000 yıl önce, küresel bir ısınma eğilimi son buz çağının bitim aşamasının başlangıcını gösterdi. Kuzey Yarım kürenin çoğunu kaplamış bulunan buzullar bir mil yüksekliğindeki buz katmanlar (tabakalar) halinde Grönland’a doğru çekilmeye başladılar. İklimin şiddeti azaldıkça, hep yeşil kalan ormanlarla kayın ormanları büyük sürüleri besleyen çayırlık ovaları baştan başa kapladılar. Bir yandan bu otlakların yitirilmesi öte yandan yırtıcı insanların neden olduğu hayvan ölümleri ekolojik bir yıkıma yol açtı. Yün veren mamut, yün veren gergedan, bozkır bizonu, dev yapılı geyik, Avrupa’nın yabanıl eşeği ve bütün bir keçi tür birdenbire yok oldular. Atlar ve sığırlar yaşamlarını sürdürmekle birlikte Avrupa’da sayıca çok azaldılar. Rusya steplerinin ceylanı ve misk öküzü gibi öteki türler sadece uzak kuzey bölgelerinde dağınık ceplerde varlıklarını sürdürdüler. Bilim adamları bu hayvanların yok olmaları sonucunu meydana getirmekte iklimsel değişmelerin ve insan saldırısının göreli etkisinin ne olduğu konusunda anlaşmış değildirler. Bunda insan saldırısı kesinlikle rol oynamıştır, çünkü filler ve gergedanlar önceki buzul çekilmelerinden kaynaklanan daha eski çeşitli ısınma dönemlerinden sonra yaşamda kalabilmeyi başarmışlardır.

Büyük hayvan avlama kültürlerinin kuzey Avrupa’daki çöküşünün ardından gelen mesolithic dönem (ya da orta taş çağı) boyunca insanlar proteinlerini balık, kabuklu deniz hayvanı ve orman geyiğinden elde etmişlerdir. Büyük hayvan avcıları çağının kuzeydekine göre çok erken sona ermiş bulunduğu Orta Doğu’da (şimdiki Türkiye’nin güneyi, Irak, İran, Suriye, Ürdün ve İsrail), geçim modeli daha da çeşitlenmişti. Buralarda insanlar dev yapılı yabanıl sığır ve kızıl geyikleri avlamayı bırakıp koyun, keçi ve ceylan gibi daha küçük hayvan türlerini avlamaya yönelmişler ve balıklar, yengeçler ve öteki kabuklu deniz hayvanlarıyla, kuşlarla, yılanlarla, meşe palamutları, şamfıstıkları ve fındıklarla, yabanıl sebzeler ve yabanıl tahıllarla giderek daha çok ilgilenmişlerdir. Michigan Üniversitesi’nden Kent Flannery bu dizgeye “geniş spectrum’lu” avlanma ve toplama adını vermektedir. Buzulların çekilmesi ve büyük boy hayvan avlamanın yoğunlaşması Avrupa ve Orta Doğu’da aynı sonuçları yaratmadı, ama her iki bölge de herhalde hayvansal proteinleri elde etmenin maliyetlerini arttıran benzer çevresel tükenişlerden zarar gördü. Kari Butzer’e göre, son buz çağında Türkiye’­ nin büyük bölümü, Irak’ın kuzey doğusu ve İran ağaçsızdı ve bu durum sürü hayvanlarını avlamayı kolaylaştırıyordu. Buzul dönemin sonunda başgösteren yeniden ormanlaşma olayının Avrupa ‘daki kadar geniş olmadığı doğrudur, ama gerek açık alanların gerekse orman türlerinin yokluğu nedeniyle bu durum Orta Doğudaki ekolojik bunalımı gerçekte daha yeğin (şiddetli) kılmış olabilir.*

*Harris M. Yamyamlar ve Krallar Kültürlerin Kökenleri. İmge yay. 1994.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir