Kapitalist üretim ilişkileri ve postmodern çağı…

Bugünlerde hemen herkes, biz istesek de istemesek de gireceğimiz yeni bir çağın eşiğinde duruyormuşuz duygusuyla, postmodernizm “lehine” ya da “aleyhine” tartışmaya devam etmenin beyhude olduğunda hemfikir. Ayrılmaz ve dönülmez bir şekilde bu yeni çağın bir parçasıyız, ve biz mevcut hal ve gidişe eleştiri ya da bir alternatif getireceksek, bunu içeriden yapmalıyız. Evet, postmodernizm -ya da yaşadığımız dönemi nasıl adlandırıyorsanız o- diye bir şey var ve önceki dönemlerle arasında birçok ortak öge bulunmasına rağmen, yakın geçmişimizden önemli farklılıklar gösteriyor. Postmodernizm tartışması ifrat derecesinde kafa karışıklığına yol açtı, bizce bunun nedeni, kısmen, yazarlardan pek çoğunun (kapitalist biçimlerdeki değişiklikleri analiz edenler dahi), antagonizmalara ve onların türediği sınıfsal çatışma hatlarına yer veren bir analiz çerçevesi kullanmamalarıydı. Diğer bir deyişle, postmodernizmi mevcut hal ve gidiş olarak kabul ettiğimizde, sadece yeni tahakküm ve sömürü biçimlerini mercek altına almak yetmez, ayrıca, bu sömürüye karşı çıkan ve olumlu bir düzlemde alternatif toplumsal kuruluş biçimleri öneren yeni antagonizma biçimlerini de ortaya koymak gerekir. Bu, egemen emek süreçlerini oluşturan yapılardan doğan antagonizmaları görmek ve bunları alternatif bir projeye doğru geliştirmek demektir. Bu yazarlar, çok sık olarak modern çağda toplumsal ve siyasal analizin kültürü iktisada (üstyapıyı altyapıya) tabi kıldığını ve, buna bir tür çare olarak postmodern çağın, durumu ters yüz ederek iktisadı kültüre tabi kılmayı gerektirdiğini varsaymaktadır. Bu ters yüz ediş, hatalı bir postmodernlik imgesini yanlış bir modernlik telakkisine iliştirmekten başka bir işe yaramaz. Ancak bizim önerdiğimiz şekilde, değer-yaratıcı faaliyetleri ve değerlenme sürecini odağa çektiğimizde; toplumsal, İktisadi, hukuki ve siyasal arasındaki sınırların tuz buz olduğu ve başlangıçtaki, aslında layıkıyla konulmamış bir sorunun sorun olmaktan çıktığı görülecektir.

Postmodern kapitalizm ilk olarak, ya da ilk etapta, Marx’ın sermayenin toplumu gerçekten kapsaması olarak adlandırdığı bir çerçevede ele alınmalıdır. Önceki evrede (yani biçimsel kapsama halinde) sermaye, toplumsal üretim üzerinde hegemonyasını yürütüyor ama bu hegemonya altında, ve kökeni sermayenin dışına uzanan, kapitalizm öncesi döneme ait çok sayıda üretim süreci de kalıntı şeklinde varlığını sürdürüyordu. Sermaye bu yabancı üretim süreçlerini, kapitalist ilişkiler hükümranlığına almak suretiyle onları biçimsel olarak kendine bağlar. Gerçek kapsama aşamasında sermayenin, artık, bu yabancı üre­tim süreçlerinin kaybolduğunu anlamında bir dışı yoktur. Tüm üretken süreçler sermayenin kendi içinden doğar ve dolayısıyla, tüm toplumsal dünyanın üretim ve yeniden-üretimi sermaye dahilinde olup biter. Üretim ilişkileri ve kapitalist sömürü adına özel olarak fabrikada geliştirilmiş kapitalist kurallar şimdi fabrika duvarlarının dışına sızmakta ve tüm toplumsal ilişkilere nüfuz etmektedir – bugün çağdaş toplum bir fabrika-toplum olarak görülmelidir derken kastımız budur.

Kapitalist üretim ilişkileri postmodern çağda bir tür toplumsal aşkınlık gibi gözükür. Sermayeden ötesi yok gibidir. Toplumsal sermaye artık orkestra şefliğiyle yetinmemekte, toplumsal üretim alanında bilfiil bir üretici olarak boy göstermektedir. Özerkliğini kazanmak ve kendisini emekten kesinkes ve ebediyen ayırmak sermayenin hep düşlediği bir şeydi. “Sermayenin siyasal tarihi”, diyordu 1960’lann başında Mario Tronti, “sınıfsal ilişkilerden çekilmek adına sermayenin yürüttüğü bir dizi çabadan”, ya da daha doğru bir ifadeyle, “kapitalist sınıfın, işçi sınıfı üzerinde kurduğu çeşitli siyasal tahakküm biçimleri aracılığıyla işçi sınıfından kurtulmak adına yürüttüğü bir dizi girişimden ibarettir” ( “Strategy of Refusal”, s.32). Postmodern durumda, emeğin sermayece gerçek kapsanışı evresinde, sermaye bu düşünü nihayet gerçekleştirmiş ve kendi bağımsızlığını kazanmış görünüyor. Üçüncü Dünya’ya yayılmış üretici üsleriyle, belli üretim tiplerini Kuzey’den Güney’e kaydırmasıyla, daha büyük bir uyarlanma gücü ve geçirgenlik kazanmış piyasalarıyla ve hızlandırılmış para akış şebekeleriyle, sermaye gerçekten küresel bir pozisyona oturmayı başardı. Ancak kapitalist ilişkilerin bu postmodern genelleştirilmesinin bir başka yüzü daha var. Kapitalist sömürü biçimi fabrikadan dışarı taşarak tüm toplumsal üretim biçimlerini teslim aldıkça, bu sömürünün reddi de tüm toplumsal alan boyunca yayılarak eşit ölçüde genelleşir. Postmodern çağ, bizi küresel ölçekte bir kapitalist kontrol toplumuyla tanıştırırken, yanısıra bu üretim ilişkileri ile canlı emek arasında bir antagonizmayı ve daha önce emsali görülmemiş bir komünizm potansiyelini de armağan eder.*

*Hardt M. Negri A. Dionysos’un Emeği Devlet Biçiminin Bir Eleştirisi İletişim yay. 2007.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir