Bilim ve metafizik üzerine düşünceler…

Metafizik, bütün bir varlık alanının açıklanmasını, varlık olmak bakımından varlığı ve ona özü gereği ait olan ana nitelikleri in­celeyen (Aristoteles 1996, 1003a-20), köklü bir araştırmaya kar­şılık gelen soruşturmalar bütünü; sorulan sorular ile verilen ya­nıtlar, ortaya konan sorunlar ile getirilen çözümler düzlemidir.

Bütün bir varlık alanına değil de, belli bir varlık türüne, belli bir varlık şeklinde ortaya çıkan varlığa ilişkin soru, yargı ve bunlarla ilgili araştırmaların nesnel bağlamı olan bilim ise, ko­nusuna göre varlığı parçalara ayırarak, kendisine özgü yöntem­lerle inceler. “…bilimlerden hiçbiri genel olarak varlığı varlık olmak bakımından ele almaz; tersine onlar örneğin matematik bilimlerin yaptıkları gibi, varlığın belli bir parçasını ayırarak sa­dece bu parçanın ana niteliklerini incelerler” (Aristoteles 1996, 1003a-25). Varlığın varlığını tartışmayıp, varlığın var olduğunu ön kabul olarak, tartışmasız benimserler. Nesnelerin algılana­nın dışında bir varlığının, bir özünün olup olmadığı ile ilgilen­mezler. Bilimler için gözlem ve deney verilerini değerlendir­mek çok önemlidir. Çünkü varlığa bir gözlem ve deney verisi olarak yaklaşırlar. Oysa metafizik, varlığı düşünsel düzeyde ele alır. Bu yüzden metafiziğin ilgi konusu varlık (ontos), bilimin ilgi konusu ise, evren (kosmos)dir.

Geniş anlamda metafiziğin, dar anlamda -kimi zaman metafizi­ğin bir alt bölümü olarak görülen ontolojinin ilgi alanına giren varlık; yokluk ile hiçlik karşıtı olarak var olan, “var olanların var oluşu”nu işaret eden, oluş ve yok oluşun karşıtı olarak değişmeden kalan, gelip geçici olan değil de kalıcı olandır. Nite­kim hem maddeden ayrı hem de devinmeyen şeylerle ilgilenen metafizik (Aristoteles 1996, 1026a-16) varlığa, var olanlara, bir bütün olarak gerçekliğe ilişkin olarak genel, tutarlı ve kapsayı­cı bir görüş ortaya koyma çabasıdır.

İspatlanması ve çürütülmesi mümkün olmayan sorunlarla ilgi­lenen metafizik; var oluş, değişme, zaman, mekan, töz ve ne­densellik, özdeşlik, birlik, aynılık gibi var olanların en kalıcı, genel ve sürekli olan yönlerini ve özelliklerini konu alır. Sonuç ve en yüksek gerçekliği; insan varlığına algıda sunulan yanıltı­cı görünüşlerin gerisinde, kendinde ve kendi başına var olan gerçekliği araştırır.

Gözlenen ya da var olduğuna inanılan, madde ile dolu olan, uzaysal gerçekliğin tümü olan evreni konu alan bilim ile meta­fiziğin ortak yönü, şeylerin bilgisini her durumda nedenleriyle birlikte araştırıyor olmalarıdır. Ancak metafiziği bu noktada bi­limden ayıran temel özelliği, her durumda “varlığı varlık ola­rak” düşünüyor olmasıdır. Buna göre metafiziğin araştırma ko­nusu olarak bir yanda maddi nesneler, öbür yanda düşünsel ile biçimsel nesneler uyum içinde bir araya gelmektedirler. Bura­da maddi nesneden anlaşılması gereken varlık, bütün bir ger­çeklik dünyasıdır. Çünkü var olan bütün her şey metafiziğin araştırma konusu içine girmektedir.

Buna karşılık bilimler varlığın ya tek bir yönüne ya da belli bir­ takım yönlerine yoğunlaşmaktadırlar. Nitekim fizik, varlığı fizik­sel özelliklerden yola koyularak, nesnelerin “niteliksel” yönleri­ni araştırırken, matematik, varlığın niceliksel özelliklerine odak­lanarak, şeylerin yalnızca “niceliksel” yönleriyle ilgilenmektedir. Kimya, nesnelerin temel yapısı, birleşimleri, dönüşümlerini araştırırken; biyoloji, canlı olmaklığa odaklanıp, sadece canlı nesnelerle ilgilenmektedir. Bu anlamda metafizik dışındaki bü­tün bilimler, varlığın kendilerini ilgilendiren yönüyle ilgili olma­ları nedeniyle ilgilendikleri yönün sınırlamalarına konuyken, metafizik varlığı bütün yönleriyle soruşturduğu için bu türden hiçbir sınırlamaya konu değildir. Araştırma alanı bütün yönleriy­le bütün gerçeklik alanıdır. Kendisini varlığın hiçbir özelliğiyle ya da yönüyle sınırlamadığı gibi, bütün yönleriyle varlığı varlık olarak araştırmaktadır. Metafiziğin maddi nesnesi tüm bir varlık olduğu için, metafizikçi hem olan hem de olabilecek olan her şeyle ilgilenmektedir. Yine bu bağlamda metafiziğin biçimsel araştırma nesnesini de varlık oluşturduğundan, metafiziğin ba­kış açısı bütün bilimlerin bakış açılarından bütünüyle ayrıdır. Bununla birlikte, metafizik bütün bir gerçekliği araştırır düşün­cesi temelinde, metafiziğin tek tek bilimlerin bakış açılarının toplamı olarak da algılanmaması gerekir. Çünkü metafiziğin tümel bakış açısı bilimlerin tikel bakış açılarının toplamının çok ötesindedir. Ayrıca ruh, akıl, varlık, Tanrı gibi metafiziğin en üst düzey araştırma konuları fiziksel, kimyasal veya biyolojik özel­likler taşımadıklarından bilimsel araştırmanın konusu olamazlar. Aynı biçimde niceliksel özellikler göstermediklerinden ötürü matematik araştırmasının alanı içerisine de giremezler. Bununla birlikte bunlar birer varlık oldukları kuşku götürmeyen bir açıklıkta tanıtlandıkları sürece metafizik araştırmanın değiş­mez konusudurlar. Buna göre metafiziğin maddi nesnesi bütün bir varlık alanıyken, biçimsel nesnesi de yine aynı biçimde “var­lık” ile “varlık olmaktalık” tır. Oysa tek tek bilimlerin biçimsel araştırmasını şeylerin ya belli bir aşaması ya belli bir görünümü ya da belli bir niteliği oluşturduğundan, her bilim dalı varlığı an­cak kendisine göründüğü kadarıyla, kendi bakış açısından, ken­di özel ilgileri doğrultusunda araştırır; bu yüzden de metafizik­le kıyaslandığında son derece sınırlı bir kavrama yetisi taşır.*

Erdoğan E. Bilim ve metafizik üzerine tarihsel bir soruşturma. Arkeoloji ve sanat yay. 2011.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir