Antropolojik açıdan seks ve erkek egemenliğinin nedenselliği…

Band ve köy toplumları arasında erkek egemenliği kurumlarının çok yaygın bir kompleks olmasının nedeni savaştır. Bu kompleksin varlığı kadın hakları savunucuları için bir sıkıntı ve şaşkınlık kaynağıdır. Bir çok kadının korkusu şudur ki eğer erkek egemenliği bu denli uzun zamandır varlığını sürdürmekte ise erkeklerin kadınlar üzerinde egemenlik kurmaları belki de gerçekten “doğal”dır. Ama bu korku asılsızdır. Erkek egemenliği kurumların savaşın, silahlar üzerindeki erkek tekelinin ve saldırgan erkek kişiler yetiştirilmesi için seks’i kullanmanın bir yan ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Ve savaş daha önce belirttiğim gibi, insan doğasının açığa vurulması değil ama çoğalmanın ve ekolojinin baskılarından doğan bir yanıttır. Bu nedenle, erkek egemenliği savaştan daha doğal bir olgu değildir.

Ne yazıkki, feministler erkek egemenliğinin doğal olduğu gôrüşüne bu egemenliğin band ve köy topluluklarının çoğunda varolduğunu yadsıyarak karşı çıkmaya çalışmaktadırlar. Bu tutum antropolog olmayanlar arasında eskiden kadınların erkekler üzerinde tam anlamıyla üstünlük kurdukları anaerkil bir altınçağa ilişkin gizemsel (mistik) kuramların yeniden canlanmasına yolaçmıştır. Antropologlara gelince onlar bu ondokuzuncu yüzyıl cesetinin mezardan çıkarılmasını haklı gösteren hiç bir şey bulmuş değildirler. Tersine onlar erkek egemenliği kompleksinin kapsam ve yoğunluğunun abartıldığını göstermeye çalışmışlardır. Son zamanlarda feministler daha aşırı örneklerle şu görüşte ısrarlı olmuşlardır: erkek egemenliği kurumlarının belirtilen yüksek oranı band ve köy yaşamına ilişkin betimlerin (tasvirlerin) büyük çoğunluğunu yazmaktan sorumlu erkek gözlemcilerin sexist düşüncelerinden kaynaklanan bir yanılsamadır (illusiondur).

Erkek egemenliği kurumlarının kadın egemenliğindeki ya da cinsel dengedeki kurumsal komplekslerden daha yaygın olmadığına inananlar, erkek ya da kadın kültür antropologlarının profesyonel uğraşlarını gerçekten çok etkileyen ve yönlendiren önyargıyı anlamakta yetersiz olduklarını gösteriyorlar. Bu önyargı kendileri hakkında bilgi almakta gerekli çaba ve harcamayı haklı kılmak için töreleri sıradan insanların içinden yeterince derlenmiş bir grup arasında alan çalışması yapıldığı savında bulunmanın nerdeyse dayanılmaz çekiciliğini yansıtır. (Ben güney Mozambique’de babasoruna bağlı bir grup olan Bathonga’lar arasında alan çalışması yapmayı seçmekle yaşadığım üzüntüyü çok iyi anımsıyorum, öyle ki o zaman ben biraz daha iyi bir ileri görüşlülükle Ford Vakfı’nı beni biraz kuzeyde yer alan daha egzotik ve bundan dolayı da mesleksel yönden daha ödüllendirici olan matrilineal (anasoyuna bağlı) bir kültür bölgesine göndermeleri için ikna edebilirdim). Erkek iktidarını ve otoritesini yumuşatan kurumların varlığını gözardı etme eğilimine kapılmaksızın, etnografların büyük çoğunluğu “çok sevilen eşin yöresinde evliİik sonrasında kurulan konut ” hakkında ya da “çok kocalılığı içeren anasoyuna bağlılık” gibi güzel bir örnek olaya ilişkin gazete makaleleri yazabilmekten daha ödüllendirici bir şey imgeleyemez (tahayyül edemez). Bunu unutmaksızın, kadınlara karşı yöneltilen hemen hemen evrensel nitelikteki yapısal önyargıları gösteren çok güçlü istatistiksel düzenliliklerin erkek alan araştırmacılarının gözünde toz zerrelerinden başka birşey olmadıklarına inanmam olanaksızdır.

George P. Murdock’un Etnografik Atlas ‘ında 1179 toplumun listesi vardır. Bu toplumların dörtte üçünde, kadınlar evlendiklerinde ideal olarak ya kocalarının ya da kocalarının babasoyu akrabalarının evine taşınmalıdırlar, oysa bunların ancak onda birinde güveyler ya gelinlerin ya da gelinlerin anasoyu akrabalarının evinde yaşamaya gitmelidirler. Birinin çocuklarının soyuna değin oranlama benzer bir bakışımsızlığı (asimetri’yi) gösterir. Aynı 1179 toplumda babanın soy grubunun (sülale ya da klan) üyeleri olarak görülen çocukların sayısı ananın soy grubunun üyeleri olarak görülen çocukların sayısından beş kat daha fazladır; yani, baba soyunun izlenmesi ana soyunun izlenmesinden beş kez daha yaygındır. Ve soyun ana soyuna bağlandığı kültürlerin ancak, yaklaşık üçte birinde evlenen çocuklar ana yanında kalırlar. Bu tür kültürlerin bir başka üçte birinde evlenen erkek çocuklar ana ile birlikte yaşamayı bırakırlar ve ananın erkek kardeşinin ailesi içinde konutlarını kurarlar. Bu model, adı avunculocality (avunculus’larla birlikte yaşanan konut, bu Latince sözcük “ananın erkek kardeşi” anlamında) şu anlamı kapsar ki izlenen soy kadın soyu olmakla birlikte akraba grubunun çocuklarını ve mülkünü denetleyen kişi ananın erkek kardeşidir. Dikkate değer ki, karşıt bir model yoktur, bununla birlikte onun yokluğu onu belirlemek üzere antropologların “amitalocality” sözcüğünü kullanmalarını engellemiş değildir. Eğer amitalocality gerçekten var olsaydı, baba soyuna bağlı bir toplumda evli bir erkek kayınbabasının konutuna dek karısına eşlik etmek zorunda kalacaktı. Bunun anlamı şudur ki erkeğe dayanan bir soyun varlığına karşın akraba grubunun çocuklarını ve mülkünü denetleyen kişi babanın kız kardeşidir.

Evlilik tipleri de ev işlerindeki erkek egemenliğine tanıklık eder. Polygyny (bir kocaya bir çok kadın) polyandry’nin (bir kadına bir çok koca) 100 katından fazla görülür ve seks olgusunu ve kadınları saldırgan “erkeksel” davranış için ödüller biçiminde kullanmaya işlevsel olarak en uygun evlilik türüdür. Öte yandan, polyandry, kadınların egemenliği altındaki ve içinde aşağılık kocaların azgın, yarışmacı kadınlar için ödüller oluşturdukları bir topluma en uygun biçimdir. Böyle toplumların savaşta aralarında güçlü, saldırgan erkek askeri uzmanlar bulunan düşmanlara karşı başarılı olma şansı pek azdır. Bu durum neden band ve köy toplumlarından bu denli azının kadınları erkeklere egemen olmaya özendirirken, neden o denli çoğunun erkekleri kadınlara egemen olmaya özendirdiği konusunda bir fikir verir.

Evlilikle ilgili başka bir yaygın kurum, kültürün aşıladığı ve savaşla, ayrıca ekolojik durumun ve çoğalmanın baskılarıyla bağlantılı erkek egemenliğine değin daha birçok kanıtlar sergiler. Evlilikte damatın ailesinden gelinin ailesine yükte hafif değerli eşya verilmesi son derece yaygındır. “Gelin bedeli” olarak bilinen bu transfer gelinin değerli yaratıcı ve üretken hizmetlerinden yoksun kalan ailesinin kaybını karşılar. Dikkati çeken ‘bir olgu şudur ki gelin bedelinin mantıksal karşıtı olan – güvey bedeli- hemen hemen yok sayılır (Son zamanlarda Jill Nash’ın dikkatimi çeken tek örnek olayı Bougainville’in Nagovisi örneğidir ki burada gelinin kız kardeşleri ve anası tarafından güveyin kız kardeşlerine ve anasına damatın değerli yaratıcı ve üretken hizmetlerinden yoksun kalmaları nedeniyle ödenen ekonomik karşılıktır.) “Güvey-bedeli” deyimi, gene evlilikte zenginliğin bir başka değiş-tokuş biçimi olan “drahoma” ile karıştırılmamalıdır. Drahoma babasoyuna bağlı toplumlarda görülür ve gelinin babası ve erkek kardeşi tarafından güveye ya da onun babasına verilir. Ne var ki bu damatın yaratıcı ve üretken hizmetlerinin yitirilmesinin karşılığı olarak irdelenmez. Bu daha çok ekonomik açıdan bir yük olan kadının beslenme maliyetini karşılamaya yardımcı olma amacına yöneliktir ya da bu gelinin babası ve erkek kardeşleri için değerli olan siyasal, ekonomik kastın veya etnik bağlaşmaların (ittifakların) kurulması için yapılan bir ödeme olarak düşünülür.*

Harris M. Yamyamlar ve krallar kültürlerin kökenleri. İmge yay. 1994.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir